SEVGİLİM
Bu sana bir veda değil ..
Ben veda edemem
Ne kadar değişsende
Söylenenler hiç söylenmemiş gibi olsa da
Başkalarını bana anlatsan da
Sen yokmuşsun gibi
Hiç olmamışsın gibi yapamam
İnanamadım gittiğine
İkimizde güçlü durduk ve devam ettik parçalanmış hayatlarımıza
Başkalarıyla uyanmaya...
Bu gece sustu zifiri karanlık
İlk defa birbirimizden bahsettik
Ve ilk defa beraberken konuşabildik
İtiraf ettik , anlatabildik
Dudakların yanaklarıma değdiğinde
Bir daha bir daha aşık olmayacağımı anladım
İsterse arkasından ağladığım insanlar gelsin
Sen benim için nasıl ilk nefessen son nefes olacaksın
Sevmedğim birinden bir çocuğum olduğunda
Sana nasıl bakıyorsam ona öyle bakacağım
Tıp ki ilk çocuğumuz gibi...
Sevgilim biliyorum güneş battı
Karardı gece , Ay son kez şans verdi bize
Son nefesimizi biz olarak verdik biliyorum sevgilim
Son nefesime kadar sen solumda yaşayacaksın ve benimle gözlerini karanlığa yumacaksın
Begüm DEMİRCİOĞLU
Köşe Yazarları
27 Aralık 2012 Perşembe
19 Aralık 2012 Çarşamba
Her dilde son diyelim bu yalana Tanrım !
Her dilde son diyelim bu yalana Tanrım
başka bir hayatta nefes almama ve solmama izin verme
başkaları tutmasın ellerimi
kimsenin göğsüne yaslanmak olmasın hayatımda
olacaksa eğer
Her dilde son diyelim bu yalana Tanrım
ben gelemem hoşbeş laflara
öyle beylik laflarda etmem zaten
beni bir Sen bilirsin
Her gördüğümü istemem
sevmem her şeyi
herşeyi var etmem hayatımda
herkes herşeyim olamaz
olacaksa eğer
her dilde son diyelim bu yalana Tanrım
gözlerim göremeyecekse artık
ellerim yazamayacaksa
Adını haykıramayacaksam
Göremeyeceksem rüyamda O'nu
Sen sevmeyeceksen beni
O'nun başkalarını sevdiğini göreceksem
olacaksa eğer
Her dilde son diyelim bu yalana Tanrım...
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
BEKLEMEK..
beklemek
bir evi saran sarmaşık gibi
zehri anlaşılmaz
bekledikçe sarmaşık gibi güçlendiğini zannedersin
onun yaptığı gibi durup beklersin
beklemek
yaşlı birinin tek başına çocuklarını beklemesi gibidir
hiç gelmeyeceklerini bilse de hep oturduğu o iskemlede susup beklersin
bir aşığın kaybettiği aşkını beklemesi gibidir beklemek...
aman boşver bekle işte dersin yüreğin kan ağlasa da
beklersin iç çekip
uzun uzun bakarsın limanlara
beklersin ses duymak için
hissetmek için...
umudun kırıldıkça beklersin
zamansız olan ölümü bekler gibi
beklersin bekledikçe değişirsin zaman değişir
ne için beklediğini,
kimi beklediğini unutana kadar beklersin..
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
BİR KADIN
yapayalnız bir kadın
kadın mutsuz, üzgün
yapayalnız kalmış sokaklarda
o kadın sesini kısmış ağlarken , kimseler duyamasın diye
yakarışlarını kimseler işitememiş ,
o kadın dua etmiş, yalvarmış Tanrı'sına
uyumak uyanmak ve herşeyin yalan olduğunu öğrenmek istemiş
yapayalnız bir kadın
gitmiş başka diyarlara
soluksuz kalana kadar yürümüş
üşümüş ısınamamış
en dibe batmış çıkamamış
yapayalnız bir kadın dua etmiş ,yalvarmış Tanrı'sına
kimseler anlamamış acısını
gittiği yerler tutamamış elinden
kadın sadece susmuş öyle durmuş bir pencerenin dibinde
oracıkta yalvarmış Tanrı'sına...
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
DENİZ...
icimden denize sarilmak geldi...
ucsuz bucaksiz denize konustukca anlayan
anlattikca gokyuzunden gozyasi yakan denize...
denize tutunasim var..
uzak diyarlara gotursun beni diye..
kaybolasim var denizde
temiz karanliksiz parildayan melekler gibi gulumseten denizde...
benim deniz de bir nefesim var!
ucsuz bucaksiz denize konustukca anlayan
anlattikca gokyuzunden gozyasi yakan denize...
denize tutunasim var..
uzak diyarlara gotursun beni diye..
kaybolasim var denizde
temiz karanliksiz parildayan melekler gibi gulumseten denizde...
benim deniz de bir nefesim var!
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
18 Aralık 2012 Salı
Ay Seni Anlayamazlar
Ay...
Çok sakin değil mi ?
Işık huzmeleriyle gelen bir dirilik var oysaki.
Damarlarımda hissediyorum .
O sakinlik alıp götürüyor uzaklara beni
Bilmediğim yerler keşfediyorum
Ay'a her baktığımda .
Kimi zaman dolanıyorum çırılçıplak bir kumsalda,
Kimi zaman atın üstünde koşturuyorum,
Kimi zaman serzenişe bulanıp avare geziyorum kaldırımlarda
Ne hoşuma gidiyor biliyor musun Ayışığı ?
Sende kendimi görüyorum
Sakin ama karanlık
Parlak ama suskun
Cansız ama diri
Kalabalık ama yalnız..
Sadece Güneş'i bir kere görmek nasıl bir duygu ?
Sus ..
Acın damarlarımda ..
Nefesim kesildi...
Anlamıyorlar diye üzülme..
Burası Dünya burada aşklar sadece yalanlarla , aldatmalarla, hilelerle yürüyor.
Seni anlayamazlar ...
Çok sakin değil mi ?
Işık huzmeleriyle gelen bir dirilik var oysaki.
Damarlarımda hissediyorum .
O sakinlik alıp götürüyor uzaklara beni
Bilmediğim yerler keşfediyorum
Ay'a her baktığımda .
Kimi zaman dolanıyorum çırılçıplak bir kumsalda,
Kimi zaman atın üstünde koşturuyorum,
Kimi zaman serzenişe bulanıp avare geziyorum kaldırımlarda
Ne hoşuma gidiyor biliyor musun Ayışığı ?
Sende kendimi görüyorum
Sakin ama karanlık
Parlak ama suskun
Cansız ama diri
Kalabalık ama yalnız..
Sadece Güneş'i bir kere görmek nasıl bir duygu ?
Sus ..
Acın damarlarımda ..
Nefesim kesildi...
Anlamıyorlar diye üzülme..
Burası Dünya burada aşklar sadece yalanlarla , aldatmalarla, hilelerle yürüyor.
Seni anlayamazlar ...
17 Aralık 2012 Pazartesi
Tanrının benı unuttugu yerdeyim her gece sadece seni hayal ederken yaşıyorum...
seni düşlüyorum yineliyorum seni bu gece
yine sebep oldugun hayatıma içiyorum her gece...
bir yanım sana aşık deliler gibi
bir yanım nefretimden kor oluyor
sinsice işliyor içimi
sen istemeden ortak oldun kısa hayatıma,
girdin sormadan ve kapıyı çekemeden çıkıp gittin..
pişmanlıgım , yalnızlıgım, sebebim ,cekilmezim, kaderim oldun
sen oldun sen yaptın ben izledim.
hayatım ellerimden kayıp giderken sadece izleyebildim.
şimdi nefes alıyorum
boş kayıtsız bir nefes gibi geliyor
buna rağmen yaşıyorum ve devam ediyorum soluksuz yaşamaya...
Tanrının benı unuttugu yerdeyim her gece sadece seni hayal ederken nefes alıyorum...
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
Ordu da Pes Ederse Ne Olcak Bu Devletin Hali
Geçtiğimiz günler de 4 tane komutanımız emekli olmalarına ramak kalmışken isyan bayraklarını çekip ya da pes edip görevlerinden vazgeçtiler .Açıkçası çok düşündüm hatta Atatürk bile geldi aklıma... Dedim ki Atatürk Atatürk olmadan Mustafa Kemal iken istila ediliyoruz yine acımadan karış karış satılıyoruz diye isyan bayrağını çekip çok değer verdiği görevinden istifa etmemiş miydi? Sayın ordu mensuplarıda ya bu olanları görmek istemedi kalpleri dayanamadı acı gerçeklere sırtlarını döndüler Türk halkına ya da aslında sonun başlangıcını yaşıyoruz .Belki de küllerimizden yine doğarız ne dersiniz...Nutuk atmak istemem ama Büyük Söylevde de yazdığı gibi ''muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.''
Gelgelelim işin aslı ne zamandır başladı ordunun istifaları bu duruma dur deyişleri bize birşeyler söylemeye çalışmaları.
Son dönemde gerçekleşen Genelkurmay Başkanı orgeneral Işık KOŞANER Çankaya Köşkündeki üçlü zirvenin ardından Genelkurmay Karargahında yaptığı değerlendirme toplantısının ardından istifa etmişti.Orgeneral Işık KOŞANER son dönemimizde istifa eden üçüncü genelkurmay başkanı oldu.Bu bilgiyi verme sebebim birazcık düşünmemiz sorgulamamız aslında.NEDEN??? Neden istifa etti Sayın Koşaner ve bu neyin başlangıcı oldu? Neye tepkiydi? Sayın KOŞANER'den sonra Kara Kuvvetleri Komutanı Erdal Ceylanoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit ve Hava Kuvvetleri Komutanı Hasan Aksay'ın da istifalarının haberlerini aldık.Neler oluyordu aslında ?
Aslında bunu yazmak pek içimden geçmiyordu fakat Ahmet ALTAN'ın bir yazısında'' ikitidar halkın eline geçiyor '' demişti Ergenekon ve Ordu başlıklı yazısında .Anlamadığım ne biliyor musunuz ya çok zengin olmak gerekiyor ya da çok fakir ve malesef eğitimsiz. İkisinide kötülemiyorum sakın ha yanlış anlamayın ben ne diyorum aslında biliyor musunuz halk çok zengin ve tekrar yineleyerek malesef çok fakir ve eğitimsiz halktan mı oluşuyor yani aş isteyene aş verip oyu almak basit eee bide parası finansı olan adamın cebindeki parayıda tutmak önemli bu da bir oy alma şekli. beni ilgilendirmez açıkcası oy planlamaları ben ordunun zamanında yanında olan kurum ve kuruluşların kişilerin orduyu şu son dönemde kötülemesine ve iyiden iyiye eleştirmesine taktım bu ordu hep bu orduydu ne değişti ben diyeyim ne değiştiğini zaman ve iktidar değişti dengeler değişti yani .
Sayın Başbakan'' iktidara geldiğimizde orduyu tasviye edeceğiz'' demişti ya sanırım bunu gerçekleştirmek için elinden geleni ardına koymamış.
gelin bakalım şimdi Ergenekon soruşturmasıyla uygunsuz bir şekilde gözaltına alınan ve yıllarını hatta hayatlarını vatana vermiş sayın askerlerimize:
Emekli orgeneral Hurşit Tolon
ADD Genel Başkanı Orgeneral Şener Eruygur
Emekli Tuğamiral İlker Güven
Emekli Albay Hasan Atilla Uğur
Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz
Emekli Tuğgeneral Veli Küçük
Emekli Kurmay Albay Mehmet Fikri Karadağ
Emekli Binbaşı Zekeriya Öztürk
Emekli Astsubay Oktay Yıldırım
Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin
Emekli Astsubay Mahmut Öztürk
Emekli Binbaşı Fikret Emek
Emekli Yüzbaşı Gazi Güder
Şimdi bu insanlar zamanında vatan seviyorlardı ama aslında sevmiyorlar mıymış ?Kimi kandırıyoruz ya yapmayın arkadaşlar yapmayın .Tek dayanağımızdan da şüphe ettirirlerse neye sırtımıza yaslayacağız neye güvenip geceleri rahat uyuyacağız.Yapmayın oyuna da gelmeyin gerçekten...
İstifalar neden mi dersiniz bence ATATÜRK gibi .sanırım bu gidişata dayanamadılar ordunun küçük düşürülmeye ve hiçbir hukuki ve vicdani gerekçelere uygun olmadan tutuklanan silah arkadaşlarının yanında olmak istediler .Sayın KOŞANER zaten veda konuşmasında çok güzel dile getirdi. "Şu anda 173‘ü muvazzaf, 77‘si emekli olmak üzere 250 general-amiral, subay, astsubay ve uzman jandarma çavuş, hürriyetlerinden yoksun olarak tutuklu bulunmaktadır. Tutuklamaların evrensel hukuk kaidelerine, hakka, adalete ve vicdani değerlere uygun olarak yapıldığını kabul etmek, bir çok hukukçunun da ifade ettiği gibi, mümkün değildir. Bu durum, bir çok defa yetkili makamlara iletilmesine, anlatılmasına ve takip edilmesine rağmen soruna yasal çerçevede bir çözüm bulunması mümkün olmamıştır. Haklarında henüz hiç bir kesin yargı kararı olmamasına rağmen tutuklu bulunan 14 general-amiral ile 58 albay, hürriyetlerinin tehdit edilmesinin yanı sıra mevcut yasalarımız gereğince bu yıl yapılacak Yüksek Askeri Şura‘da değerlendirmeye girme hakkını kaybetmiş ve peşinen cezalandırılmıştır. Soruşturma ve uzun süreli tutuklamaların bir amacının da TSK‘nın sürekli gündemde tutularak kamuoyunda bir suç teşkilatı olduğu izleniminin yaratılmaya çalışıldığı, bunu fırsat bilen yanlı medyanın da her türlü yalan haber, iftira ve suçlamalarla yüce ulusumuzu kendi silahlı kuvvetlerine karşı tavır almaya teşvik ettiği dikkatlerden kaçmamaktadır. Bu durumun önlenememesi ve yetkili makamlar nezdinde yapılan girişimlerin dikkate alınmaması Genelkurmay Başkanı olarak personelimin hak ve hukukunu koruma sorumluluğumu yerine getirmeme engel olduğundan, işgal ettiğim bu yüce makamda göreve devam etme imkanını ortadan kaldırmıştır. Şartlar ne olursa olsun TSK‘nın kahraman mensuplarının kutsal görevlerinde bundan önce olduğu gibi bundan sonra da üstün disiplin, cesaret ve fedakarlıkla başarıya ulaşacaklarına olan kesin inancımı bir kez daha güvenle ifade ederken, TSK‘nın tüm mensuplarına sağlık ve esenlikler dilerim".
Komutanım umarım gerçekten sağlıklı bir TSK kalır ve umarım aslında bu gemiyi terketmemişsinizdir.
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
DESEM!
seni çok özledim desem
yüzüme imalı bakışlar atmanı
seninle baş başa kalmayı
yolda yürümeyi
otobüse binmeyi
şakalaşmayı özledim desem
bazen beni anlamamanı
yüzüme şapşalca bakışını özledim desem
bir günün bizim olmasını özledim desem
saatlerin durmasını
ve bir sürü bir gün daha ekleyebilmeyi istemeyi özledim desem
bağlanmasak körü körüne ama o kadar sevsek ki vakit geçirmeyi ayrılmaya cesaret edemesek
sevgili sözleri geçmeden bağlılık yeminleri etmeden sarılmayı özledim desem
yanındayken huzuru bulmayı
sessiz kalmanı dediklerime susmanı
başının etini yemeyi özledim desem
sana kaprisler yapmayı
şımarık davranmayı özledim desem
kuşlar gibi sevişmeyi
hep yanımda olmana rağmen asıl sana ulaşmak istemeyi özledim desem
yine kalsak baş başa ve çılgınlar gibi ....
SUS(MAK)
bazen susmak en iyisidir
diyebileceğiniz birşey yoktur çünkü
kalbin acır konuşmak için çırpınır
onu görerek ona dokunarak anlatmak istersin herşeyi
ama olmaz olduramazsın
bazen susmak en bencilce olandır aslında
arkana bakmadan dönüp gidebilmenin en basit yolu
tek bir açıklama yapmadan kapıyı çeker gidersin
sadece vazolar yerınden oynar o an
herkes susar dunya susar
bazen susmak en zalimcesidir aslında
sana açıklananları dinlemezsin
herkesi susarak döversin
en büyük cezayı verirsin o zaman
ve bazen unutmak için susarsın aslında
söyleyemezsin çünkü kelimeleri
ne kavusabilirsin ne de terkedebilir
sessizliğe gömülürsün işte o zaman
kalbin sancılar içinde kıvranırken
uzak diyarlara yol alınır sessizlikte ..
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I NASIL BİLİRSİNİZ?
Sayın Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın yap dediklerini yapalım mı?Gör dediklerini görelim mi? Ama dün Milli Görüş gömleğiyle siyasete giren bugün A.B ve A.B.D taraftarlığıyla siyaset yapan bir Başbakan var.
12 Aralık 1997 yılında Siirt’te topluluğa konuşma yaptığı bir miting sırasında Ziya Gökalp'ın 1912 yılında Balkan Savaşı için yazdığı Asker Duası'nın değiştirilmiş bir sürümü ile; orduyu öven dizeyi söylemeden "her devrin Firavun ve Nemrutları olduğunu bunun karşısına çıkacak Musa ve İbrahimlerin engelleri aşarak pislik dolu yolları temizleyeceğini" söylemesi nedeniyle Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanmaya başlamıştı. 21 Nisan 1998 tarihinde mahkeme, sanığın Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesinden “Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçunu işlediği kararını verdi ve Erdoğan bir yıl hapis ve 860 TL para cezasına çarptırıldı. Daha sonra sanığın mahkemedeki tavrı ve duruşmadaki hali göz önüne alınarak cezası 10 ay hapis ve 176,6 TL para cezasına indirildi. Ceza infaz yasası gereği 10 aylık hapis cezası 4 aya indi. Erdoğan Diyarbakır DGM'nin kararını temyiz başvurusu yaptı. 24 Eylül 1998 tarihinde Yargıtay 8. Ceza Dairesi Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi kararı hükümü kesinleşti. Erdoğan 4.5 yıl sürdürdüğü İstanbul Belediye Başkanlığını bırakarak cezaevine girdi ve 26 Mart 1999 cezaevinden çıktı.
Bunun intikamını çok güzel aldı Sayın ERDOĞAN.İlk önce laiklik ilkesine taktı kafasını .Başörtülü kardeşlerimizle açık kardeşlerimizi seçimlerden dolayı birbirlerine düşürdü. Nerdeyse herkes Atatürk düşmanı oldu. Laikliğin tanımı unutuldu adeta.Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve devlet yöneticisinin gücünü dinden almadığını ancak ve ancak milletten aldığını savunan bir ilkedir. ''Bundan sonra da bizi millet olarak bekleyen çok önemli bir sorumluluğumuz olduğuna inanıyorum. O da laikliği, ayrıştırıcı değil birleştirici bir ilke olarak yaşatıp gelecek nesillere taşımaktır’’diyen Başbakan nesilleri biribirine düşürmüş olmadı mı her seçim öncesinde baş örtülü kardeşlerimizi kışkırtarak ?
12 Aralık 1997 yılında Siirt’te topluluğa konuşma yaptığı bir miting sırasında Ziya Gökalp'ın 1912 yılında Balkan Savaşı için yazdığı Asker Duası'nın değiştirilmiş bir sürümü ile; orduyu öven dizeyi söylemeden "her devrin Firavun ve Nemrutları olduğunu bunun karşısına çıkacak Musa ve İbrahimlerin engelleri aşarak pislik dolu yolları temizleyeceğini" söylemesi nedeniyle Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanmaya başlamıştı. 21 Nisan 1998 tarihinde mahkeme, sanığın Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 maddesinden “Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçunu işlediği kararını verdi ve Erdoğan bir yıl hapis ve 860 TL para cezasına çarptırıldı. Daha sonra sanığın mahkemedeki tavrı ve duruşmadaki hali göz önüne alınarak cezası 10 ay hapis ve 176,6 TL para cezasına indirildi. Ceza infaz yasası gereği 10 aylık hapis cezası 4 aya indi. Erdoğan Diyarbakır DGM'nin kararını temyiz başvurusu yaptı. 24 Eylül 1998 tarihinde Yargıtay 8. Ceza Dairesi Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi kararı hükümü kesinleşti. Erdoğan 4.5 yıl sürdürdüğü İstanbul Belediye Başkanlığını bırakarak cezaevine girdi ve 26 Mart 1999 cezaevinden çıktı.
Bunun intikamını çok güzel aldı Sayın ERDOĞAN.İlk önce laiklik ilkesine taktı kafasını .Başörtülü kardeşlerimizle açık kardeşlerimizi seçimlerden dolayı birbirlerine düşürdü. Nerdeyse herkes Atatürk düşmanı oldu. Laikliğin tanımı unutuldu adeta.Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve devlet yöneticisinin gücünü dinden almadığını ancak ve ancak milletten aldığını savunan bir ilkedir. ''Bundan sonra da bizi millet olarak bekleyen çok önemli bir sorumluluğumuz olduğuna inanıyorum. O da laikliği, ayrıştırıcı değil birleştirici bir ilke olarak yaşatıp gelecek nesillere taşımaktır’’diyen Başbakan nesilleri biribirine düşürmüş olmadı mı her seçim öncesinde baş örtülü kardeşlerimizi kışkırtarak ?
Başbakan Tayyip Erdoğan, `10 Kasım`ın amacı yas tutmak değildir` diyerek, Demokratik Açılım`ı, `Atatürk ilke ve idealleri ile özdeşleşen `Milli Birlik Projesi` olarak değerlendirirken İmralıya Sayın Kutsal şehitlerimize kelle derken Atatürk’ün milliyetçilik ilkesini hiçe saydığını gözler önüne sermiş olmamış mıydı ?
Türk Telekom Araplar'a , Telsim İngilizler'e , Kuşadası Limanı İsrailliler'e , İzmir Limanı Hong Kong'lulara , Araç muayene işi Almanlar'a , Başak Sigorta Fransızlar'a , Adabank Kuveytliler'e , Avea Lübnanlılar'a , Petkim Azeriler'e , Tekel'in içkisi Amerikalılar'a , Tekel'in sigarası ABD ve İngilizler'e , Finansbank Yunanlılar'a ,Oyakbank Hollandalılar'a , Denizbank Belçikalılar'a , Türkiye Finans Kuveytliler'e , TEB Fransızlar'a , Cbank İsrailliler'e , MNG Bank Yunanlılar'a , Dışbank Hollandalılar'a , Şekerbank Kazaklar'a , Yapı Kredi'nin yarısı İtalyanlar'a, Turkcell'in yarısı Finliler ve Ruslar'a , Beymen'in yarısı ABD'lilere , Enerjisan'ın yarısı Avusturyalılar'a , Garanti'nin yarısı Amerikalılar'a , Eczacıbaşı İlaç Çekler'e , İzocam Fransızlar'a , Demir Döküm Almanlar'a , Döktaş Fransızlar'a , POAŞ Avusturyalılar'a satarken Atatürk’ün devletçilik ilkesi harcanmış olmadı mı ?
Şimdi ben ne diyeyim ki .Gözü olan görür , kulağı olan duyar. Seçimlerden önce vaad ettiklerini hatırlatmama gerek var mı Sayın Başbakan ? Parasız eğitim , eşit sağlık hakları , işçinin , çiftçinin yanında olacağına dair sözler hangi birini söyleyeyim ki. Şimdi tekrar ellerine kağıtlar almışsın size söylenenleri söylüyorsun .Gerçeklere dönelim yüzümüzü 2023 Atatürkçülerin , Milliyetçilerin , Devletçilerin , Cumhuriyetçilerin .
Begüm DEMİRCİOĞLU
KAÇAN ADAM

Kimsesiz olmaları insan olmadıkları anlamına gelmez insanca yaşamak onlarında hakkı !Türkiye'de kimsesiz ve sokakta kalan oranı gitgide artıyor . Bu artışta en büyük payı da yaşlılar alıyor.Banklarda , kaldırımlarda , atmlerde gördüğümüz bu kimsesizlere '' Aaa devlet baba neden bunları toplamıyor '' demekle kalmıyoruz bir de onlardan korkuyoruz.Bugüne kadar ki hikayeler ya çocukları istememiş sokağa atılmış ya ailesini kaybetmiş kendini sokağa savurmuş kişilerin hikayelerine göz gezdirdik.Bu sefer ki ise bambaşka bir hikaye. Bu amcamızın adı Mehmet TAŞKIR. Onunla Sirkeci de karşılaştık. Uyurken fotografını çekerken aniden uyandı ve kapkara gözleri ile bana baktı. İlk önce ürktüm.''Eyvah Begüm şimdi zılgıtı yedin .''dedim. Amcam beklemediğim birşekilde ''Ne yapıyorsun çocuk .'' dedi. Bende durumu anlattım. ''Öğrenciyim ve vizem için adlı bir fotograf projesi yapıyorum.'' dedim.O da '' Ne zamandan beri izinsiz birşekilde beni çekiyorsun.'' dedi .Aslında şaşırmıştım.Benimle gayet düzgün bir şekilde konuşuyordu . Ve başka bir havası vardı .Sorusunu cevapladım ve '' Sadece bir iki fotograf çektim.'' dedim. '' Tamam o halde işin bittiyse git .'' dedi .Fırsat ayağıma gelmişçesine bir soru yönelttim ''Bana hikayenizi anlatır mısınız ?'' dedim .İşte bu sorudan sonra kızdırmayı başarmıştım.''Git başımdan sömürücü .'' dedi. Pes etmeden ikna etmeyi başardım. ''Amcacım sınav bak geçeyim kalacağım yoksa.'' derken bir baktım bende baya merak etmişim bu hikayeyi. Amcamız çok netti ''Kısa olsun uyuyacağım .'' dedi.Hemen tamam diyerek ilk sorumu yönelttim .-Buralı mısınız ?-Hayır Çanakkale.-Kaç yılında geldiniz İstanbul'a?-1990-Çanakkaleden neden geldiniz ya da aileniz de burada mı , hayatınıza ne oldu da sokakta kalmaya mecbur kaldınız? -Ben hiçbirşeye mecbur kalmam çocuk. Ben zaten çocukluğumdan beri gezerdim.Birgün canım istedi Çanakkale'den İstanbul'a geldim . O zamandan beri buradayım. Bu arada sokakta kalmaya mecbur kaldığımı kim söyledi . İşte bu cevabı hiç beklemiyordum.Bugüne kadar televizyonlardan , entrikalı programlardan bizlere bu öğretildi.Bu insanlar bir şekilde sokağa düşmüştü.Tabi ki geneli öyledir muhakkak lakin bey amcamızın durumu çok farklıymış anlayacağmız.Hikaye beni gitgide sürükledi.''Bak çocuk hemen anlatacağım sonra da kalkıp gideceksin.Seninle uğraşamam.Umarım hiç bir yerde görmem bu dediklerimi .'' dedikten sonra ben biraz tenkit hissetmedim değil.-Sustum dinliyorum.-Ben çocukluğumdan beri böyle yetiştirildim.Bir yere bağlanma duygum asla olmadı olamadı.Annem hayatı boyunca hep kaçtı. Türkiye de her ilde neredeyse yaşadım. -Anneniz neden kaçıyordu?-Bunu anlatmayacağımı biliyorsun değil mi ?-Peki o halde dinliyorum .-Nerede kalmıştık.Hatırladım .Annem kaçardı işte bizi de peşinden sürüklerdi. İki ablam var benim . Onlar benim gibi değil .Ben anneme büyüdükçe daha çok benzedim. Kaçmak kanıma o kadar işlemiş ki 16 yaşında ayrı yaşamaya başlamıştım.Her yeri gezdim .Gittiğim her yerde aşklar , dostluklar , yeni bağlar kurdum. Hepsini sonunda terkediyordum. 1990 yılında İstanbul'a geldim. Uzunca bir süre bir tamirhane gibi bir yerde çalıştım. Küçük bir odam vardı . Mutluydum .İstanbul da kalmaya o zaman karar vermiştim . Sonra birden herşey tepetaklak oldu. İşimi kaybettim.Evimden atıldım.Bende hemen Çanakkale'ye geri döndüm . Bu arada İstanbuldayken bir kadınla beraberdim . Terkedip döndüm. Bir ay sonra geri döndüm İstanbul'a .Herşeyi tekrar geri almaya karar verdim . Evimi , işimi ve beni seven kadınımı... Anneme benzemekten yorulmuştum.Aşık olduğum kadınla aynı evde yaşamaya başladık.Herkesten saklamaya çalışıyorduk o zamanlara göre. Yıllar geçti.Arada kavgada etsekte mutluyduk.2000 yılında herşeyden sıkıldım .40 yaşındaydım.Hala gezebilirdim.Aynı iş , aynı semt, aynı kadın ...Bunlardan sıkılmıştım. Herşeyime katlanan o kadını aldattım. Bunu dahi kabullendi. Boğuldukça boğuldum.10 sene dile kolay.En sonunda dayanamadım.İşten istifa ettim.Dostlarımla vedalaşmadım.Benim hatunla da sadece telefonda ''Gidiyorum ben yoruldum , sıkıldım herşeyden . Değiştiremedim kendimi . Ben böyle büyüdüm . Kaçmak , gitmek bana göre .Bağlanamıyorum . 10 sene yeterli . Üzgünüm . Kendine iyi bak .'' dedim. Konuşmasına izin vermeden kapadım telefonu. Aylar geçti . 40 yaşında olduğumdan birazda birikmişin olunca herşey sana güzel oldu. Arkamda bıraktıklarımın hiçbiri aklıma gelmiyordu. Heryerde yaşamaya başladım .Yeni hayatlara girdim , çıktım.Senin anlayacağın ufaklık herkese zarar verdim . Sen şimdi iyice merak ettin tabi . - Evet.Şimdi neden buradasın ?- O kadın işte intihar etmiş . İki yıl boyunca hep beklemiş. Birçok zorlukla karşılaşmış. Bana sonra cenazesine gittiğimde arkadaşlar anlattı.Bana bir not yazmış.''İşte şimdi seninle heryerdeyim.Bize iyi bak sevgilim ..'' Notu amcamız cebinde hala saklıyordu. Bana da gösterdiğinde gözlerim doldu. Son bir sorum kalmıştı.-Şimdi neden sokaklardasın o halde ?-Onu benimle heryere götürüyorum . Türkiye'yi gezdik . Ama her yolculuktan sonra İstanbul'a uğrar .Yadederim geçmişi . Bu gelişimde sana çattım . -Ağzım açık kaldı . Ben böyle bir hikaye beklemiyordum . -Ben ne terkedilmiş bir adamım , ne de ailesi tarafından sokağa atılmış biri . Benden sana malzeme olmaz yani ufaklık .Bilmiyorum bu sizinle paylaştığım küçük bir hayat hikayesi kimsesizlerle ilgili ufkumuzu genişletebilir mi ? Korktuğumuz kimi zaman yolumuzu değiştirdiğimiz bu insanlar aslında bizlerden biri. Bizim yaptığımız hataları , yaşadığımız hayatların benzerlerini yaşamışlar. Benim en büyük şansım ise tesadüfen karşılaştığım bu ilginç hayat hikayesi. Kaçmak ya da gitmek bazen hatta hiçbir zaman çözüm değildir. Sadece kaybetmektir.
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)