Televizyon dünyasının Oscar’ı kabul edilen Emmy Ödülleri’nde bu yıl Türkiye’den de bir isim bizleri temsil ediyor. Dirty Cheap Creative adlı şirketin ortaklarından Mehmet Kızılay, HBO kanalında yayınlanan “Silicon Valley” adlı dizi için hazırladığı jenerik tasarımıyla ödüle aday gösterildi. Jenerik tasarımı kategorisinde “Black Sails”, “Cosmos: a Space-Time Odyssey”, “Master of Sex” ve “True Detective” dizilerine karşı yarışacak olan Mehmet Kızılay “Silicon Valley” şimdiden başarılar. Kazananlar, 25 Ağustos’ta düzenlenecek törenle açıklanacak.
Begüm Demircioğlu
http://www.farkindayiz.org/makale/emmy-odullerinde-bir-turk
Köşe Yazarları
18 Ağustos 2014 Pazartesi
Süleyman Seba'nın Ardından...
Orman yaptığı konuşmada,"Değerli konuklar, Beşiktaşlılar... Acımız çok büyük...Beşikaşı'ın çok önemli bir çınarını daha kaybetmiş bulunuyoruz. Çok önemli bir spor adamını kaybetmiş bulunuyoruz. Çok önemli bir barış insanını kaybetmiş bulunuyoruz. Farkındaysanız, büyük felaketlerden sonra bile bütün toplumun kavga ettiği durumlarda siyasetçileri, spor insanlarını ve tüm Türkiye'yi bir araya getirebilecek önemli bir insanı kaybettik. Bize çok şey öğretti Süleyman Ağabey... Beşiktaşlılık duruşunun simgesi olan insandı. Zarafeti, centilmenliği, rakiplere saygı duymayı, hak yememeyi Süleyman Ağabey'den öğrendik. Şeref'iyle oynamayı, Hakkı'yla kazanmayı bize O öğretti. Hepimizin Süleyman Ağabey ile bir anısı var. Burada eski yönetici arkadaşları, dostları, Beşiktaş Camiasından birçok insanla anısı var. Bu anılar O, ne kadar rahmete ulaşsa da bizlerle beraber yaşayacak. Allah rahmet eylesin, Allah bizlere ona layık olmayı nasip etsin. Bu stadı bir an önce bitirip ona layık olmaya çalışacağız. Süleyman Ağabey bir sözü çok kullanırdı: "Bazılarını bir zaman için aldatabilirsiniz, bazılarını her zaman aldatabilirsiniz ama herkesi her zaman aldatamazsınız." Süleyman Ağabey bizi hiçbir zaman aldatmadı. Ona camiam adına teşekkür ediyorum. ifadelerini kullandı. TARAFTARDAN STAT İSMİ TALEBİ Vodafone Arena'da Süleyman Seba için düzenlenen tören sırasında taraftarlar stadın ismi için düşüncelerini toplu halde ve tezahürat yaparak dile getirdiler. Başkan Fikret Orman'ın konuşması sırasında yükselen tezahüratta "Seba yapsana Seba yapsana, Stadın adını Seba yapsana" diye tempo tutan taraftarlar, Fikret Orman'ın konuşmasının kesilmesine de sebep oldular. Bilindiği gibi Beşiktaş Yönetimi inşaası devam eden İnönü Stadı'nın isim hakkı için Vodafone ile sözleşme yapmış ve stadın ismi Vodafone Arena olarak belirlenmişti. "Sadece Beşiktaş’ın değil Türk sporunun onursal başkanıydı" Törende Süleyman Seba’nın ailesini temsilen Prof. Dr. Ayhan Kızıl bir konuşma gerçekleştirdi ve şunları söyledi: “Değerli ağabeyimin cenaze töreninde konuşmak gerçekten çok güç. Spor camiasına idol olmuş, gönüllerde yer tutmuş bir insandı Seba. Bunun ispatını bugünkü cenaze töreninde görüyoruz. Buraya gelerek acımızı paylaşan herkese teşekkür ediyorum. Medyada Seba anlatılıyor. Yaptıkları gösteriliyor. Şimdi dirilse ‘ben bunları yapmadım’ der. 6 ay süren rahatsızlığı boyunca desteklerini esirgemeyen Beşiktaş JK Başkanı Fikret Orman ve Rahmi Koç’a teşekkürlerimi sunuyorum. İnsanlar görevleri boyunca takdir edilmeyebilirler ama toplum onları değerlendirir ve bir köşeye koyar. Süleyman Seba, sadece Beşiktaş’ın değil Türk sporunun onursal başkanıydı. Süleyman ağabey; ruhun şad, cennetin mekan, yolun açık olsun.” dedi.
Begüm Demircioğlu
http://www.farkindayiz.org/makale/suleyman-sebanin-ardindan
Begüm Demircioğlu
http://www.farkindayiz.org/makale/suleyman-sebanin-ardindan
Kanunsuzlar
Kanunsuzlar filmi yakında seyirciye sunuluyor. Teaserların beğeni toplaması sonucunda filmin çok beğenileceği konuşuluyor.
Barış Erçetin'in yönetmenliğini üstlendiği Kanunsuzlar filminin konusu ise;
İso ve Cengo adlı iki kafadarın, 1965 model kırmızı Mustang arabalarıyla atıldıkları sıra dışı yol macerasını konu alan film, sinemamızda pek fazla girilmemiş denizlere dalmayı hedeflemiş.
İso ve Cengo adlı iki kafadarın, 1965 model kırmızı Mustang arabalarıyla atıldıkları sıra dışı yol macerasını konu alan film, sinemamızda pek fazla girilmemiş denizlere dalmayı hedeflemiş.
Müziğinin PMC ailesinin üstlendiği yapımın şarkıları ise yıla damga vuracak cinsten duruyor. Film müziği Patron, Hayki, Saian ve Sürveyan seslendirecek aynı zaman da Saian’ın “Kanunsuzlar” isimli parçası da filmin bir bölümünde yer alacak.
Yönetmen Kerem Topuz'un senaryosuna imza attığı ve yapımcı koltuğuna Orçun Benli'nin oturduğu film, ülkemiz izleyicisiyle 26 Eylül tarihinde buluşacak.
Begüm Demircioğlu
http://www.farkindayiz.org/makale/kanunsuzlar
2014 Yılının En Çok Okunan Kitapları
2014 yılının en çok okunan kitapları başarılarından söz ettiriyor. Kürşat Başar’dan, Yılmaz Özdil’e, Elif Şafak’a, Ahmet Batman’a kadar siyasi, romantik, bilimsel, sanatsal her türden kültürel zenginliğe sahip olduk. Bu yıl yazarlar yazdı bizde onların hayal dünyalarının esirleri olduk. 1) Kapalı Gişe Yalnızlık Serkan Özel 2) İsim Şehir Artist Yılmaz Özdil 3) Bana Allah Yeter Uğur Koşar 4) Papatya Kokulu Hikayeler Ender Haluk Derince 5) Menekşe Kokulu Hikayeler Ender Haluk Derince 6) Yaz Kürşat Başar 7) Deliduman Emrah Serbes 8) Kayıp Sicil Erdoğan’ın Çalınan Dosyası Soner Yalçın 9) Allah De Ötesini Bırak Uğur Koşar 10) Ustam ve Ben Elif Şafak 11) Soğuk Kahve Ahmet Batman 12) Sabah Uykum Ahmet Batman 13) Bukre Kahraman Tazeoğlu 14) Sonun Geldi Sevgilim Tuna Kiremitçi 15) Kocan Kadar Konuç Şebnem Burcuoğlu İşte bu yıl yazımıza renk katan kitaplarımız türk yazarlarımız ve yazdıkları eserler. Kimi yazarımız yazın sıcaklığıyla kavururken gözyaşlarıyla serinletir, kimi yazarımız politik dünyamızı güncellememize, kimi yazarımız ise maneviyatımıza yön vermemize sebep oluyor. Bu yaz 15 eseri de kütüphanelerinizden eksik etmeyin.
Begüm Demircioğlu
http://www.farkindayiz.org/makale/2014-yilinin-en-cok-okunan-kitaplari
Begüm Demircioğlu
http://www.farkindayiz.org/makale/2014-yilinin-en-cok-okunan-kitaplari
Marmara Üniversitesi`nde Öğretim Üyelerinin Görev Süreleri 6 Aya İndiriliyor
Biat etmeyen Marmara Üniversitesi öğrencilerinin ve öğretim görevlilerinin fişleme, sınavlardan geçirmeme, kendi düşüncesini dikta etmeye çalışan Dekan Yusuf Devran Ve Marmara Üniversitesi Rektörü Zafer Gül’ü istifa etmeleri gerek. Devran’ın dekanlığını yaptığı iletişim fakültesinden öğrencisini yazdığı yazıdan dolayı okuldan atma, uzaklaştırma çabalarından hepimiz hatırlıyoruzdur. Kısaca bu durumun ve diğerlerinin ardından sürelerinin uzatılması ile karşılaşılması EĞİTİM-SEN’i ayağa kaldırdı.
Daha önce okuldaki öğrenci ve öğretim görevlilerine yönelik baskıcı yöntemleriyle gündeme gelen, yüksek lisans alımları öncesi öğrencileri fişleyen ve buna karşı gelen doçente sözlü ve fiziki saldırıda bulunan Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Yusuf Devran ile Temmuz 2010`da göreve geldiğinde üniversiteyi kendisinden farklı düşünenlerden arındıracağını, kendi sözleriyle "ideolojik saplantılılardan temizleyeceğini" ilan eden Marmara Üniversitesi Rektörü Zafer Gül, öğretim üyelerinin kurul kararıyla 1 senelik uzatılan görev sürelerini keyfi şekilde 6 ay uzatıyor. Bu karar doğrultusunda, önce Eğitim Sen İstanbul 6 No`lu Şube yöneticimizin ve şimdi de 8 İletişim Fakültesi öğretim görevlisinin görev süreleri 6 ay uzatıldı.
Eğitim Sen İstanbul Üniversiteler Şubesi, bu keyfiliği kamuoyuna açıklamak üzere konuya ilişkin "Marmara Üniversitesi Rektörü Zafer Gül ve İletişim Fakültesi Dekanı Yusuf Devran İstifa! Üniversitemizi, Akademik Özgürlüğümüzü, Sendikal Hak ve Özgürlüklerimizi Baskı Altına Almanıza İzin Vermeyeceğiz!" başlıklı açıklama yaptı.
Açıklamada, AKP iktidarı ve temsilcisi rektörlerin kendileri gibi düşünmeyen, kendilerine el pençe divan durup biat etmeyen tüm üniversite emekçilerine disiplin soruşturmalarından işsiz bırakmaya kadar uzanan mekanizmalarla baskı kurduğu, bu baskılardan en çok nasiplenenlerin ise Eğitim Sen`li sendika üyeleri, işyeri temsilcileri ve yöneticiler olduğu belirtildi.
Yıllar boyunca ilgili kurul kararları doğrultusunda birer sene uzatılan öğretim elemanlarının görev sürelerinin, hem hukuki mevzuata ve içtihada hem de akademik teamüle aykırı bir şekilde 6 ay uzatılmasının bilimsel özgürlüğe açık bir tehdit olduğunun belirtildiği açıklamada, "Peki neden böyle bir uygulamaya gitmektedir rektör Zafer Gül ve Yusuf Devran? Çünkü Eğitim Sen İstanbul Üniversiteler Şubesi yöneticileri ve üyeleri, Anayasa, yasa, yönetmelik ve Başbakanlık genelgeleriyle koruma altına alınmış sendikal faaliyetleri sürdürmeye, haklarını aramaya inatla devam etmektedir. Ve belli ki bu, kendisi gibi düşünmeyenleri ve haklarını arayanları üniversitede barındırmamaya ant içmiş rektör Zafer Gül ve Yusuf Devran gibi yöneticilerinin tüylerini diken diken etmektedir" denildi.
Marmara Üniversitesi`nin Eğitim Sen üyelerini sindirmek ve baskılamak üzere kimi uygulamaları ve bu uygulamalara karşı verilen mücadele ise şöyle hatırlatıldı:
Daha önce de KESK‘in 4-5 Haziran 2013`de "İnsanca Yaşam, Güvenceli İş ve Gelecek" talebi ve Gezi Parkı direnişi esnasında ülke çapındaki polis şiddetini protesto etmek üzere gerçekleştirilen iş bırakma eylemine katılan İletişim Fakültesi`nden Eğitim Sen üyesi on bir araştırma görevlisi hakkında Marmara Üniversitesi Rektörlüğü tarafından disiplin soruşturması başlatılmıştı. Bunun üzerine yurtiçi ve yurtdışından toplam 206 üniversiteden 789 akademisyen ve gazeteci, yazar, siyasetçi, aktivist, öğrenci ve her meslek grubundan toplam 1.431 kişi, Marmara Üniversitesi Rektörlüğü`nü hukuksuz soruşturmaları geri çekmeye, İletişim Fakültesi Dekanı Yusuf Devran`ı da akademik personelin anayasal, demokratik ve sendikal haklarını kullanmalarını engellemekten vazgeçmeye çağırmışlardı."
"Baskıyla ve hukuksuzlukla karşı karşıya kalan tüm öğrenciler, öğretim elemanları ve üniversite çalışanları ile dayanışma içindeyiz"
Üniversiteler Şubesi, Marmara Üniversitesi`nin bu uygulamaları ve gelinen son aşamayı şöyle değerlendirdi:
"Belli ki bu çağrıyı dikkate almadıkları gibi açtıkları soruşturmalar da yetmemiş şimdi sıra işsizlik tehdidine gelmiştir. Hak, hukuk, adalet ve özgürlük anlayışına karşı padişahvari yöneticiliği ön plana çıkaran Marmara Üniversitesi rektörü Zafer Gül ve İletişim fakültesi dekanı Yusuf Devran, yöneticimizi ve üyelerimizi işsiz bırakma ile tehdit ederek farklı düşünen bütün üniversite emekçilerine gözdağı vermek istemektedir.
Soruşturmalar ve son olarak işsizlik tehdidi, ifade özgürlüğüne ve akademik özgürlüğe açık bir saldırıdır. Bu saldırının muhatabı tüm bilim insanları, tüm akademisyenler, tüm üniversiteliler, özgür bilim ve eleştirel düşüncedir.
Bugüne kadar bu tarz baskıcı uygulamalara karşı asla boyun eğmemiş olan bizler;
- Marmara Üniversitesi rektörü Zafer Gül ve İletişim Fakültesi dekanı Yusuf Devran gibi yöneticilerinin bu hukuksuz, adaletsiz, vicdansız ve insafsız uygulaması karşısında Marmara Üniversitesi Öğretim elemanlarını asla yalnız bırakmayacağımızı,
- Hukuki yollar dahil olmak üzere, bu keyfi uygulamaya son verilinceye kadar mücadele edeceğimizi,
- Her türlü mobbing, baskı, sürgün, soruşturma ve hukuksuzluk karşısında yılmayacağımızı, direneceğimizi, emekten ve demokrasiden yana tavrımızı sürdüreceğimizi,
- Eleştirel ve muhalif düşünceleri, akademik çalışmaları, politik ve sendikal faaliyetleri sebebiyle baskıyla ve hukuksuzlukla karşı karşıya kalan tüm öğrenciler, öğretim elemanları ve üniversite çalışanları ile dayanışma içinde olduğumuzu duyuruyoruz.
- Hukuk ve adalet duygusuna sahip başta üniversite kamuoyu olmak üzere tüm kamuoyunu da sesimizi duymaya sesimize ses katmaya davet ediyoruz.
Eğitim Sen İstanbul Üniversiteler Şubesi, bu keyfiliği kamuoyuna açıklamak üzere konuya ilişkin "Marmara Üniversitesi Rektörü Zafer Gül ve İletişim Fakültesi Dekanı Yusuf Devran İstifa! Üniversitemizi, Akademik Özgürlüğümüzü, Sendikal Hak ve Özgürlüklerimizi Baskı Altına Almanıza İzin Vermeyeceğiz!" başlıklı açıklama yaptı.
Açıklamada, AKP iktidarı ve temsilcisi rektörlerin kendileri gibi düşünmeyen, kendilerine el pençe divan durup biat etmeyen tüm üniversite emekçilerine disiplin soruşturmalarından işsiz bırakmaya kadar uzanan mekanizmalarla baskı kurduğu, bu baskılardan en çok nasiplenenlerin ise Eğitim Sen`li sendika üyeleri, işyeri temsilcileri ve yöneticiler olduğu belirtildi.
Yıllar boyunca ilgili kurul kararları doğrultusunda birer sene uzatılan öğretim elemanlarının görev sürelerinin, hem hukuki mevzuata ve içtihada hem de akademik teamüle aykırı bir şekilde 6 ay uzatılmasının bilimsel özgürlüğe açık bir tehdit olduğunun belirtildiği açıklamada, "Peki neden böyle bir uygulamaya gitmektedir rektör Zafer Gül ve Yusuf Devran? Çünkü Eğitim Sen İstanbul Üniversiteler Şubesi yöneticileri ve üyeleri, Anayasa, yasa, yönetmelik ve Başbakanlık genelgeleriyle koruma altına alınmış sendikal faaliyetleri sürdürmeye, haklarını aramaya inatla devam etmektedir. Ve belli ki bu, kendisi gibi düşünmeyenleri ve haklarını arayanları üniversitede barındırmamaya ant içmiş rektör Zafer Gül ve Yusuf Devran gibi yöneticilerinin tüylerini diken diken etmektedir" denildi.
Marmara Üniversitesi`nin Eğitim Sen üyelerini sindirmek ve baskılamak üzere kimi uygulamaları ve bu uygulamalara karşı verilen mücadele ise şöyle hatırlatıldı:
Daha önce de KESK‘in 4-5 Haziran 2013`de "İnsanca Yaşam, Güvenceli İş ve Gelecek" talebi ve Gezi Parkı direnişi esnasında ülke çapındaki polis şiddetini protesto etmek üzere gerçekleştirilen iş bırakma eylemine katılan İletişim Fakültesi`nden Eğitim Sen üyesi on bir araştırma görevlisi hakkında Marmara Üniversitesi Rektörlüğü tarafından disiplin soruşturması başlatılmıştı. Bunun üzerine yurtiçi ve yurtdışından toplam 206 üniversiteden 789 akademisyen ve gazeteci, yazar, siyasetçi, aktivist, öğrenci ve her meslek grubundan toplam 1.431 kişi, Marmara Üniversitesi Rektörlüğü`nü hukuksuz soruşturmaları geri çekmeye, İletişim Fakültesi Dekanı Yusuf Devran`ı da akademik personelin anayasal, demokratik ve sendikal haklarını kullanmalarını engellemekten vazgeçmeye çağırmışlardı."
"Baskıyla ve hukuksuzlukla karşı karşıya kalan tüm öğrenciler, öğretim elemanları ve üniversite çalışanları ile dayanışma içindeyiz"
Üniversiteler Şubesi, Marmara Üniversitesi`nin bu uygulamaları ve gelinen son aşamayı şöyle değerlendirdi:
"Belli ki bu çağrıyı dikkate almadıkları gibi açtıkları soruşturmalar da yetmemiş şimdi sıra işsizlik tehdidine gelmiştir. Hak, hukuk, adalet ve özgürlük anlayışına karşı padişahvari yöneticiliği ön plana çıkaran Marmara Üniversitesi rektörü Zafer Gül ve İletişim fakültesi dekanı Yusuf Devran, yöneticimizi ve üyelerimizi işsiz bırakma ile tehdit ederek farklı düşünen bütün üniversite emekçilerine gözdağı vermek istemektedir.
Soruşturmalar ve son olarak işsizlik tehdidi, ifade özgürlüğüne ve akademik özgürlüğe açık bir saldırıdır. Bu saldırının muhatabı tüm bilim insanları, tüm akademisyenler, tüm üniversiteliler, özgür bilim ve eleştirel düşüncedir.
Bugüne kadar bu tarz baskıcı uygulamalara karşı asla boyun eğmemiş olan bizler;
- Marmara Üniversitesi rektörü Zafer Gül ve İletişim Fakültesi dekanı Yusuf Devran gibi yöneticilerinin bu hukuksuz, adaletsiz, vicdansız ve insafsız uygulaması karşısında Marmara Üniversitesi Öğretim elemanlarını asla yalnız bırakmayacağımızı,
- Hukuki yollar dahil olmak üzere, bu keyfi uygulamaya son verilinceye kadar mücadele edeceğimizi,
- Her türlü mobbing, baskı, sürgün, soruşturma ve hukuksuzluk karşısında yılmayacağımızı, direneceğimizi, emekten ve demokrasiden yana tavrımızı sürdüreceğimizi,
- Eleştirel ve muhalif düşünceleri, akademik çalışmaları, politik ve sendikal faaliyetleri sebebiyle baskıyla ve hukuksuzlukla karşı karşıya kalan tüm öğrenciler, öğretim elemanları ve üniversite çalışanları ile dayanışma içinde olduğumuzu duyuruyoruz.
- Hukuk ve adalet duygusuna sahip başta üniversite kamuoyu olmak üzere tüm kamuoyunu da sesimizi duymaya sesimize ses katmaya davet ediyoruz.
Begüm Demircioğlu
http://www.farkindayiz.org/makale/marmara-universitesinde-ogretim-uyelerinin-gorev-sureleri-6-aya-indiriliyor
"Tüzüğü Uyguladık"
Bir barış idolünü yitirdik aslında. Sadece Beşiktaş’ın başkanı değildi Süleyman Seba. O bir taraftar, aydın düşünceli bir insandı. Kendinden, çevresinde önce bile Beşiktaş ve taraftar geliyordu. Bir çınar yitirdik aslında. Beşiktaş’ın “ Tüzüğün gereği” diyerek başkanlığı aldığı bir başkandı o … Beşiktaş Kongre üyesi Tuğrul Yenidoğan tarafından sosyal medyaya düşen ve paylaşım rekoru kıran bir mektup ile yazıma devam edeceğim.
Sayın Süleyman Seba
Beşiktaş J. Kulübü
Akaretler
"Beşiktaşımız: yenilmez unvanını korumak ile birlikte, beraberlikle neticelenen maçlarının sayısı artmaktadır. Tabi insan hep yenmeye alışınca, bir puan almak dahi tatmin etmez oluyor.
"Beşiktaşımız: yenilmez unvanını korumak ile birlikte, beraberlikle neticelenen maçlarının sayısı artmaktadır. Tabi insan hep yenmeye alışınca, bir puan almak dahi tatmin etmez oluyor.
Önümüzdeki çetin maçlar var. Arkadaşların çok iyi hazırlanmaları ve taraftarı tatmin edici neticeler almalarını canı gönülden temenni ederim.
Tertip etmiş olduğunuz piyangodan Uğur Ekşioğlu bey 50.000 adet almıştı. Bunları şirketlerimiz ve bayilerimizin gayreti ile satmaya muvaffak olduk.
Zatıalinize, 1.276.571.298lik bir çek taktim ediyorum. 1.250.000.000 TL bilet ücreti, 26.571.298de satılan biletlerin bu aradaki faiz farkıdır.
Her zaman belirttiğim gibi, zatıalinizin dirayetli ve ciddi idarenin sonucu, kulüpte, ahenk, birlik ve dirlik vardır.
Bunun böyle devam etmesini diler. Zatıalinize, Uğur bey ile birlikte idare heyeti üyelerine sevgi ve saygılarımızı sunarım."
Rahmi Koç
İşte Rahmi Koç böyle bir mektupla bağışında bulundu. Güveni, saygısı, inanışı tamdı Süleyman Seba’ya yanılmadı da zaten Rahmi Koç. Helikopterle gelen para, ve diğer maddi katkıları ise Rahmi Koç ile ebediyete intikal eden Süleyman Seba arasında kaldı. İşte böyle yardımsever bir insan Divan Kurulu üyeliğinden düşürüldü. “Tüzüğü uyguladık”
26 Şubat 2013 Salı
Yaşa Bir Çınar Gibi
Ve unut Aşk Tanrısını
Vazgeç Eros'u aramaktan
Sevdiklerini mutlu etmeye çalış
Sevenlerin sevdiklerinin yanında ol
Bazen mutluluğu paylaşarak yaratabilirsin
Ve başklarının çocuklarını severek özlemini giderebilirsin
Hayatının eksikliklerini tamamlanmış hayatlarla doldur
Ve yaşa bir Çınar gibi
Güçlü yalnız ve başkalarının sırtını sana yaslamalarına izin vererek...
Begüm DEMİRCİOĞLU
Artık Sevgilim Değilsin
artık sevgilim değilsin
Ellerinden tutamıyorum
Gözlerine o aşkla bakamıyorum
Uyurken elinden tutamıyorum
En acısı beraber uyuyamıyorum
Artık sevgilim değilsin
Hayatına bir kadın girerse
Mutluluğunu göremem
Kör olurum çünkü görmek istemem
Umudunla yaşamak
Umudum olman
Ama artık sevgilim değilsin
Ve gökme seninle bakamam
Yasaksın sen bana
Oysa ben sana yasak değilim
Ben tutamam ellerinden ama senin beni kurtarmanı bekliyorum
Artık sevgilim değilsin ve unutamıyorum
Unutma beni
Benliğimdeki aşkını
Bir hıristiyan gibi Yüce İsa adına
Bir müslüman gibi Resulullah aşkına
Gökyüzüne çıkar ve yaşat
Bu sevgiyi anca günahsız sen yaşatabilirsin
Artık sevgilim değilsin sevgili
Ve ruhum Lucifer'a teslim olmak üzere
Cehenneme gönderme aşkını
Kurtar beni bir dost gibi ya da unutma beni
Begüm DEMİRCİOĞLU
26 Ocak 2013 Cumartesi
Hayaller
Uçmak istiyorum
Çocukluğum en büyük hayaliydi uçmak
Özgür olabileceğimi böyle düşünürdüm
Her gece yatağımda uçmayı hayal ettim
Rüyalarım özgürlük doluydu
Sonra büyüdüm...
Hayallerimin yerini gerçeklikler aldı
Hayallerim var diye güçsüz sandılar
Hayalperest dediler
Hayalleri yoktu çünkü
Onu bu yozlaşmış dünya da harcamışlardı
Ve yalan olan herşeyi yaşıyorlardı
Evet belki hayalperesttim
Ama gerçektim
Hayallerim amaçlarımdı
Sonra büyüdüm
Yavaş yavaş bende herkesleştim
Hayallerim gerçeklerle boğuştu
Kim kazandı diye sormayın
Hala büyük bir savaş içindeyim
Kan revanda kalsam bu savaşta
Hayallerimin kazanmasını istiyorum
Dünyaya bir çocuk kadar masum bakabilmek için ...
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
Çocukluğum en büyük hayaliydi uçmak
Özgür olabileceğimi böyle düşünürdüm
Her gece yatağımda uçmayı hayal ettim
Rüyalarım özgürlük doluydu
Sonra büyüdüm...
Hayallerimin yerini gerçeklikler aldı
Hayallerim var diye güçsüz sandılar
Hayalperest dediler
Hayalleri yoktu çünkü
Onu bu yozlaşmış dünya da harcamışlardı
Ve yalan olan herşeyi yaşıyorlardı
Evet belki hayalperesttim
Ama gerçektim
Hayallerim amaçlarımdı
Sonra büyüdüm
Yavaş yavaş bende herkesleştim
Hayallerim gerçeklerle boğuştu
Kim kazandı diye sormayın
Hala büyük bir savaş içindeyim
Kan revanda kalsam bu savaşta
Hayallerimin kazanmasını istiyorum
Dünyaya bir çocuk kadar masum bakabilmek için ...
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
24 Ocak 2013 Perşembe
KÖR GÖZLER
Uzunca gökyüzüne bak
Gökkuşağını görüyor musun ?
Bak gökkuşağında yürüyen minik çocuklar var
Görmüyor musun hala ?
O kadar mı umutsuzsun ?
O kadar mı kör gözlerin ?
Mutluluğu zehir sanacak kadar aptal mısın ?
Mutluluğu hayal edip varedemeyecek kadar yoksun musun sevgiden?
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
Gökkuşağını görüyor musun ?
Bak gökkuşağında yürüyen minik çocuklar var
Görmüyor musun hala ?
O kadar mı umutsuzsun ?
O kadar mı kör gözlerin ?
Mutluluğu zehir sanacak kadar aptal mısın ?
Mutluluğu hayal edip varedemeyecek kadar yoksun musun sevgiden?
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
21 Ocak 2013 Pazartesi
HAYVAN REFAHI ADIYLA KATLİAM
Derin nefes alın . İnsanlığın sonu geliyor . Yok öyle kıyamet kopacak gibi palavralar sıkmayacağım. Kıyametimizi her zaman olduğu gibi insanoğlu getiriyor. Sessiz kalmak zorunda olan canlıları katleden bir dünya da yaşıyoruz .Hee şimdi herkes der ki '' Bu canilerden nefret ediyoruz , onlarla aynı evrende bulunduğum için tiksiniyorum .'' Yok öyle birşey bu duruma susan herkes bu katiller kadar katildir.Diyeceksiniz ki ne oluyor ? Şöyle açıklayayım ..
KKTC nam-i diğer yavru vatan kimsesiz sokak hayvanlarına ötenazi kararını yasa olarak kabul etti. Sadece bir avuç hayvansever bunun için imza kampanyası başlattı. Sessizliğe mahkum kalmış bu hayvanlara sorulmadan öldürülmesi de bir faşisizm değil midir ?
Hayvanları sadece bir parça yiyecek ödülüyle sirklerde izlerken keyif alıyoruz .O da yetmiyor onları küçük zevklerimiz için öldürüyoruz .Sonra cinsine göre hayvan seçiyoruz .Sonra da hayvansever oluyoruz . Buna bünyevi zevklerimizi yerine getirmeye çalışırken onları canını almak denir. Ve gerçekten utanç içindeyim KKTC'nin böyle bir yasayı sunmasından. Aslında yasa kabul edilmişti.İşte o bir avuç dediğim gerçek hayvanseverlerin mücadelesi sonucunda yasa Cumhurbaşkanlığına gönderildi.Enine boyuna tartılacakmış .Ötenazinin gerekli olup olmadığı kanısına öyle varılacakmış.Yazık... Hala gerekli olup olmadığı denilip konuşulacağı söyleniyor. Neyi tartışıyorsunuz anlamıyorum ki .Sizlere bu HAYVAN REFAHI adıyla sunulan yasanın bir diğer yüzünü de göstermek istiyorum.
KKTC Meclisi ötenazinin son çare olarak kullanacağını belirtmekten geri kalmıyor . Belediyenin bu sokak hayvanlarına tanıyacağı 10 gün süreleri var. 10 gün süreyle barınaklarda, ağıllarda veya uygun yerlerde tutulmasını sağlayacak, bu sürenin sonunda sahibi ya da bakıcısı tarafından aranmayan hayvanlar için gerekli duyuruları yaparak 20 gün süreyle sahiplendirmeye çalışacak.Lakin cinsine göre hayvan seven bir dünya da yaşadığımız için ve maalesef gerçek hayvansever nüfusu az olduğu için onları ölüme sürüklüyor olacağız.Ve son adıma gelen sahiplendirilemeyen, hayvan koruma dernek veya örgütleri tarafından kabul edilmeyen hayvanlara veteriner hekim kontrolünde ötenazi uygulanacak.
Yasayı hep kötüledim .Şu bir gerçek ki bu yasa düzenlenirse hayvanını kaybedenler bu yasa sayesinde ona kavuşabilecek.Bu da yasanın iyileştirilmesi ve yeniden düzenlenmesini gerektiriyor. Bu yasanın tepkilerini araştırırken hayvan severlerin karşı çıktığı diğer noktalar ise korkunç bir şekilde duruyor karşımızda:Hayvanlar insanların zevki için yarıştırılabilecek.Bünyevi zevklerimizi yerine getirmek için acımasızca kullanılabilecek. Kimler yarış yaptırabilir, bu yarışları kimler organize edebilecek , yarışa katılabilecek olan hayvanların sağlık durumu vs gibi maddeler içeriyor. Garip olan şey ise Hayvanları Koruma Derneği bunu onaylıyor.İşte burada kafam tamamen karışıyor.Yoksa Hayvanları Koruma Derneği kör mü ? Hatta büyük bir paradoks hayvan sevmiyorlar mı ?
Bir diğer konu ise hayvanlar üzerinde istenilen deneyin yapılabilecek olmasını da HAYVAN REFAHI YASASI yasallaştırıyor .Yasanın savunması da bu deneylerinde belli şartlar doğrultusunda yapılabilecek olması. Oysa Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi’ne göre; bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğar ve var olma hakkına sahiptirler.
Şimdi bana birçok kişi bu dünyada insanlar ölüyor diyecek , açlık var , eğitimsizlik var diyecekler.Sadece şunu söylüyorum. Açlık , ölüm bunlar sosyopolitik sorundur.Vicdansızlık merhametsizlik ise insanoğlunun maneviyatsızlaştığını gösteren bir sorundur. Bu sorun şuan sessiz kalma zorunda olan hayvanların canını almaya çalışıyor .Emin olun bununla yetinmeyecek .Vicdansızlığımız ve bu duruma suskunluğumuz kendi katilimiz olmamıza neden olabilir .!
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
KKTC nam-i diğer yavru vatan kimsesiz sokak hayvanlarına ötenazi kararını yasa olarak kabul etti. Sadece bir avuç hayvansever bunun için imza kampanyası başlattı. Sessizliğe mahkum kalmış bu hayvanlara sorulmadan öldürülmesi de bir faşisizm değil midir ?
Hayvanları sadece bir parça yiyecek ödülüyle sirklerde izlerken keyif alıyoruz .O da yetmiyor onları küçük zevklerimiz için öldürüyoruz .Sonra cinsine göre hayvan seçiyoruz .Sonra da hayvansever oluyoruz . Buna bünyevi zevklerimizi yerine getirmeye çalışırken onları canını almak denir. Ve gerçekten utanç içindeyim KKTC'nin böyle bir yasayı sunmasından. Aslında yasa kabul edilmişti.İşte o bir avuç dediğim gerçek hayvanseverlerin mücadelesi sonucunda yasa Cumhurbaşkanlığına gönderildi.Enine boyuna tartılacakmış .Ötenazinin gerekli olup olmadığı kanısına öyle varılacakmış.Yazık... Hala gerekli olup olmadığı denilip konuşulacağı söyleniyor. Neyi tartışıyorsunuz anlamıyorum ki .Sizlere bu HAYVAN REFAHI adıyla sunulan yasanın bir diğer yüzünü de göstermek istiyorum.
KKTC Meclisi ötenazinin son çare olarak kullanacağını belirtmekten geri kalmıyor . Belediyenin bu sokak hayvanlarına tanıyacağı 10 gün süreleri var. 10 gün süreyle barınaklarda, ağıllarda veya uygun yerlerde tutulmasını sağlayacak, bu sürenin sonunda sahibi ya da bakıcısı tarafından aranmayan hayvanlar için gerekli duyuruları yaparak 20 gün süreyle sahiplendirmeye çalışacak.Lakin cinsine göre hayvan seven bir dünya da yaşadığımız için ve maalesef gerçek hayvansever nüfusu az olduğu için onları ölüme sürüklüyor olacağız.Ve son adıma gelen sahiplendirilemeyen, hayvan koruma dernek veya örgütleri tarafından kabul edilmeyen hayvanlara veteriner hekim kontrolünde ötenazi uygulanacak.
Yasayı hep kötüledim .Şu bir gerçek ki bu yasa düzenlenirse hayvanını kaybedenler bu yasa sayesinde ona kavuşabilecek.Bu da yasanın iyileştirilmesi ve yeniden düzenlenmesini gerektiriyor. Bu yasanın tepkilerini araştırırken hayvan severlerin karşı çıktığı diğer noktalar ise korkunç bir şekilde duruyor karşımızda:Hayvanlar insanların zevki için yarıştırılabilecek.Bünyevi zevklerimizi yerine getirmek için acımasızca kullanılabilecek. Kimler yarış yaptırabilir, bu yarışları kimler organize edebilecek , yarışa katılabilecek olan hayvanların sağlık durumu vs gibi maddeler içeriyor. Garip olan şey ise Hayvanları Koruma Derneği bunu onaylıyor.İşte burada kafam tamamen karışıyor.Yoksa Hayvanları Koruma Derneği kör mü ? Hatta büyük bir paradoks hayvan sevmiyorlar mı ?
Bir diğer konu ise hayvanlar üzerinde istenilen deneyin yapılabilecek olmasını da HAYVAN REFAHI YASASI yasallaştırıyor .Yasanın savunması da bu deneylerinde belli şartlar doğrultusunda yapılabilecek olması. Oysa Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi’ne göre; bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğar ve var olma hakkına sahiptirler.
Şimdi bana birçok kişi bu dünyada insanlar ölüyor diyecek , açlık var , eğitimsizlik var diyecekler.Sadece şunu söylüyorum. Açlık , ölüm bunlar sosyopolitik sorundur.Vicdansızlık merhametsizlik ise insanoğlunun maneviyatsızlaştığını gösteren bir sorundur. Bu sorun şuan sessiz kalma zorunda olan hayvanların canını almaya çalışıyor .Emin olun bununla yetinmeyecek .Vicdansızlığımız ve bu duruma suskunluğumuz kendi katilimiz olmamıza neden olabilir .!
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
19 Ocak 2013 Cumartesi
Söyleyemediklerimin Mektubu
Hatalar yaptım
Bu sana hiç söyleyemediklerimin mektubu olsa gerek
Bir gün evleneceğim belki
Çocugum olacak , torunlarım olacak
Onlar dedelerinin aşkını anlatıyorum zannedecekler
Ama ben seni anlatacağım
İçimdeki o masum , turuncu saçlı kızla senin aşkını anlatacağım
Evet..
Başkaları girdi hayatıma
Başkalarıyla beraber oldum
Sevmeye çalıştım onları
Yapamadım
Başaramadım, zaman seninle durduğu gibi durmadı onlarla
Hep içimde yaşadın
O içimdeki kızla sen evlendin
Tıp ki senin hayalin gibi
Çocuklarımız oldu
Adlarını bile koyduk
Sana itiraf ediyorum işte hatalar yaptım ve bedelini seninle ödedim
Her an her saniye benimlesin , herşey seni hatırlatıyor
karanlıkta bizi görmeye çalışıyorum
Biliyorum artık beni .....
Bak diyemiyorum bile
Bu sana hiç söyleyemediklerim
Dön diyemiyorum ki
Hak etmiyorum çünkü
Beni unutma olur mu ?
Ben unutmayacağım seni
Tam kalbimin içinde yaşıyoruz biz
Çok mutluyuz
Seninle farkında olmadığım o zamanın farkına vardım
İlk tanıştığımız gün gibi oluyor
Film gibi
Herkes duruyor kimseyi görmüyorum farkına varmıyorum
Seninle her görüştüğümüzde böyle hissediyorum
Beni hep o kız olarak hatırla
O defteri hep oku
Çünkü hala oyle hissediyorum
Hala sonsuzluğu seninle hissediyorum
Sana sevgilim demeyi özledim sevgilim
Sana uzun uzun bakabilmeyi özledim
Hiç ayrılmayacakmışız gibi seni öpmeyi özledim
Zamanın durmasını özledim
Senden bahsedememek çok acı verici
Kendi kendimi öldürüyorum
Ve parçalanıyorum
Olsun biz kavuştuk aslında sevgilim
Tam kalbimde mutlu aşık bir hayat yaşıyoruz
Özgürlüğü beraber yaşıyoruz
Bu sana itiraf edemediklerim işte
Hep dersin ''mutlu olmanı isterim '' diye
Sen mutlu ol diye mutluyum
Sana acı vermek en son istediğim şey
Daima benimle beraber yaşayacaksın
Beni unutma .Çünkü ben seni asla unutmayacağım
Begüm DEMİRCİOĞLU
Bu sana hiç söyleyemediklerimin mektubu olsa gerek
Bir gün evleneceğim belki
Çocugum olacak , torunlarım olacak
Onlar dedelerinin aşkını anlatıyorum zannedecekler
Ama ben seni anlatacağım
İçimdeki o masum , turuncu saçlı kızla senin aşkını anlatacağım
Evet..
Başkaları girdi hayatıma
Başkalarıyla beraber oldum
Sevmeye çalıştım onları
Yapamadım
Başaramadım, zaman seninle durduğu gibi durmadı onlarla
Hep içimde yaşadın
O içimdeki kızla sen evlendin
Tıp ki senin hayalin gibi
Çocuklarımız oldu
Adlarını bile koyduk
Sana itiraf ediyorum işte hatalar yaptım ve bedelini seninle ödedim
Her an her saniye benimlesin , herşey seni hatırlatıyor
karanlıkta bizi görmeye çalışıyorum
Biliyorum artık beni .....
Bak diyemiyorum bile
Bu sana hiç söyleyemediklerim
Dön diyemiyorum ki
Hak etmiyorum çünkü
Beni unutma olur mu ?
Ben unutmayacağım seni
Tam kalbimin içinde yaşıyoruz biz
Çok mutluyuz
Seninle farkında olmadığım o zamanın farkına vardım
İlk tanıştığımız gün gibi oluyor
Film gibi
Herkes duruyor kimseyi görmüyorum farkına varmıyorum
Seninle her görüştüğümüzde böyle hissediyorum
Beni hep o kız olarak hatırla
O defteri hep oku
Çünkü hala oyle hissediyorum
Hala sonsuzluğu seninle hissediyorum
Sana sevgilim demeyi özledim sevgilim
Sana uzun uzun bakabilmeyi özledim
Hiç ayrılmayacakmışız gibi seni öpmeyi özledim
Zamanın durmasını özledim
Senden bahsedememek çok acı verici
Kendi kendimi öldürüyorum
Ve parçalanıyorum
Olsun biz kavuştuk aslında sevgilim
Tam kalbimde mutlu aşık bir hayat yaşıyoruz
Özgürlüğü beraber yaşıyoruz
Bu sana itiraf edemediklerim işte
Hep dersin ''mutlu olmanı isterim '' diye
Sen mutlu ol diye mutluyum
Sana acı vermek en son istediğim şey
Daima benimle beraber yaşayacaksın
Beni unutma .Çünkü ben seni asla unutmayacağım
Begüm DEMİRCİOĞLU
27 Aralık 2012 Perşembe
SEVGİLİM
SEVGİLİM
Bu sana bir veda değil ..
Ben veda edemem
Ne kadar değişsende
Söylenenler hiç söylenmemiş gibi olsa da
Başkalarını bana anlatsan da
Sen yokmuşsun gibi
Hiç olmamışsın gibi yapamam
İnanamadım gittiğine
İkimizde güçlü durduk ve devam ettik parçalanmış hayatlarımıza
Başkalarıyla uyanmaya...
Bu gece sustu zifiri karanlık
İlk defa birbirimizden bahsettik
Ve ilk defa beraberken konuşabildik
İtiraf ettik , anlatabildik
Dudakların yanaklarıma değdiğinde
Bir daha bir daha aşık olmayacağımı anladım
İsterse arkasından ağladığım insanlar gelsin
Sen benim için nasıl ilk nefessen son nefes olacaksın
Sevmedğim birinden bir çocuğum olduğunda
Sana nasıl bakıyorsam ona öyle bakacağım
Tıp ki ilk çocuğumuz gibi...
Sevgilim biliyorum güneş battı
Karardı gece , Ay son kez şans verdi bize
Son nefesimizi biz olarak verdik biliyorum sevgilim
Son nefesime kadar sen solumda yaşayacaksın ve benimle gözlerini karanlığa yumacaksın
Begüm DEMİRCİOĞLU
Bu sana bir veda değil ..
Ben veda edemem
Ne kadar değişsende
Söylenenler hiç söylenmemiş gibi olsa da
Başkalarını bana anlatsan da
Sen yokmuşsun gibi
Hiç olmamışsın gibi yapamam
İnanamadım gittiğine
İkimizde güçlü durduk ve devam ettik parçalanmış hayatlarımıza
Başkalarıyla uyanmaya...
Bu gece sustu zifiri karanlık
İlk defa birbirimizden bahsettik
Ve ilk defa beraberken konuşabildik
İtiraf ettik , anlatabildik
Dudakların yanaklarıma değdiğinde
Bir daha bir daha aşık olmayacağımı anladım
İsterse arkasından ağladığım insanlar gelsin
Sen benim için nasıl ilk nefessen son nefes olacaksın
Sevmedğim birinden bir çocuğum olduğunda
Sana nasıl bakıyorsam ona öyle bakacağım
Tıp ki ilk çocuğumuz gibi...
Sevgilim biliyorum güneş battı
Karardı gece , Ay son kez şans verdi bize
Son nefesimizi biz olarak verdik biliyorum sevgilim
Son nefesime kadar sen solumda yaşayacaksın ve benimle gözlerini karanlığa yumacaksın
Begüm DEMİRCİOĞLU
19 Aralık 2012 Çarşamba
Her dilde son diyelim bu yalana Tanrım !
Her dilde son diyelim bu yalana Tanrım
başka bir hayatta nefes almama ve solmama izin verme
başkaları tutmasın ellerimi
kimsenin göğsüne yaslanmak olmasın hayatımda
olacaksa eğer
Her dilde son diyelim bu yalana Tanrım
ben gelemem hoşbeş laflara
öyle beylik laflarda etmem zaten
beni bir Sen bilirsin
Her gördüğümü istemem
sevmem her şeyi
herşeyi var etmem hayatımda
herkes herşeyim olamaz
olacaksa eğer
her dilde son diyelim bu yalana Tanrım
gözlerim göremeyecekse artık
ellerim yazamayacaksa
Adını haykıramayacaksam
Göremeyeceksem rüyamda O'nu
Sen sevmeyeceksen beni
O'nun başkalarını sevdiğini göreceksem
olacaksa eğer
Her dilde son diyelim bu yalana Tanrım...
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
BEKLEMEK..
beklemek
bir evi saran sarmaşık gibi
zehri anlaşılmaz
bekledikçe sarmaşık gibi güçlendiğini zannedersin
onun yaptığı gibi durup beklersin
beklemek
yaşlı birinin tek başına çocuklarını beklemesi gibidir
hiç gelmeyeceklerini bilse de hep oturduğu o iskemlede susup beklersin
bir aşığın kaybettiği aşkını beklemesi gibidir beklemek...
aman boşver bekle işte dersin yüreğin kan ağlasa da
beklersin iç çekip
uzun uzun bakarsın limanlara
beklersin ses duymak için
hissetmek için...
umudun kırıldıkça beklersin
zamansız olan ölümü bekler gibi
beklersin bekledikçe değişirsin zaman değişir
ne için beklediğini,
kimi beklediğini unutana kadar beklersin..
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
BİR KADIN
yapayalnız bir kadın
kadın mutsuz, üzgün
yapayalnız kalmış sokaklarda
o kadın sesini kısmış ağlarken , kimseler duyamasın diye
yakarışlarını kimseler işitememiş ,
o kadın dua etmiş, yalvarmış Tanrı'sına
uyumak uyanmak ve herşeyin yalan olduğunu öğrenmek istemiş
yapayalnız bir kadın
gitmiş başka diyarlara
soluksuz kalana kadar yürümüş
üşümüş ısınamamış
en dibe batmış çıkamamış
yapayalnız bir kadın dua etmiş ,yalvarmış Tanrı'sına
kimseler anlamamış acısını
gittiği yerler tutamamış elinden
kadın sadece susmuş öyle durmuş bir pencerenin dibinde
oracıkta yalvarmış Tanrı'sına...
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
DENİZ...
icimden denize sarilmak geldi...
ucsuz bucaksiz denize konustukca anlayan
anlattikca gokyuzunden gozyasi yakan denize...
denize tutunasim var..
uzak diyarlara gotursun beni diye..
kaybolasim var denizde
temiz karanliksiz parildayan melekler gibi gulumseten denizde...
benim deniz de bir nefesim var!
ucsuz bucaksiz denize konustukca anlayan
anlattikca gokyuzunden gozyasi yakan denize...
denize tutunasim var..
uzak diyarlara gotursun beni diye..
kaybolasim var denizde
temiz karanliksiz parildayan melekler gibi gulumseten denizde...
benim deniz de bir nefesim var!
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
18 Aralık 2012 Salı
Ay Seni Anlayamazlar
Ay...
Çok sakin değil mi ?
Işık huzmeleriyle gelen bir dirilik var oysaki.
Damarlarımda hissediyorum .
O sakinlik alıp götürüyor uzaklara beni
Bilmediğim yerler keşfediyorum
Ay'a her baktığımda .
Kimi zaman dolanıyorum çırılçıplak bir kumsalda,
Kimi zaman atın üstünde koşturuyorum,
Kimi zaman serzenişe bulanıp avare geziyorum kaldırımlarda
Ne hoşuma gidiyor biliyor musun Ayışığı ?
Sende kendimi görüyorum
Sakin ama karanlık
Parlak ama suskun
Cansız ama diri
Kalabalık ama yalnız..
Sadece Güneş'i bir kere görmek nasıl bir duygu ?
Sus ..
Acın damarlarımda ..
Nefesim kesildi...
Anlamıyorlar diye üzülme..
Burası Dünya burada aşklar sadece yalanlarla , aldatmalarla, hilelerle yürüyor.
Seni anlayamazlar ...
Çok sakin değil mi ?
Işık huzmeleriyle gelen bir dirilik var oysaki.
Damarlarımda hissediyorum .
O sakinlik alıp götürüyor uzaklara beni
Bilmediğim yerler keşfediyorum
Ay'a her baktığımda .
Kimi zaman dolanıyorum çırılçıplak bir kumsalda,
Kimi zaman atın üstünde koşturuyorum,
Kimi zaman serzenişe bulanıp avare geziyorum kaldırımlarda
Ne hoşuma gidiyor biliyor musun Ayışığı ?
Sende kendimi görüyorum
Sakin ama karanlık
Parlak ama suskun
Cansız ama diri
Kalabalık ama yalnız..
Sadece Güneş'i bir kere görmek nasıl bir duygu ?
Sus ..
Acın damarlarımda ..
Nefesim kesildi...
Anlamıyorlar diye üzülme..
Burası Dünya burada aşklar sadece yalanlarla , aldatmalarla, hilelerle yürüyor.
Seni anlayamazlar ...
17 Aralık 2012 Pazartesi
Tanrının benı unuttugu yerdeyim her gece sadece seni hayal ederken yaşıyorum...
seni düşlüyorum yineliyorum seni bu gece
yine sebep oldugun hayatıma içiyorum her gece...
bir yanım sana aşık deliler gibi
bir yanım nefretimden kor oluyor
sinsice işliyor içimi
sen istemeden ortak oldun kısa hayatıma,
girdin sormadan ve kapıyı çekemeden çıkıp gittin..
pişmanlıgım , yalnızlıgım, sebebim ,cekilmezim, kaderim oldun
sen oldun sen yaptın ben izledim.
hayatım ellerimden kayıp giderken sadece izleyebildim.
şimdi nefes alıyorum
boş kayıtsız bir nefes gibi geliyor
buna rağmen yaşıyorum ve devam ediyorum soluksuz yaşamaya...
Tanrının benı unuttugu yerdeyim her gece sadece seni hayal ederken nefes alıyorum...
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
Ordu da Pes Ederse Ne Olcak Bu Devletin Hali
Geçtiğimiz günler de 4 tane komutanımız emekli olmalarına ramak kalmışken isyan bayraklarını çekip ya da pes edip görevlerinden vazgeçtiler .Açıkçası çok düşündüm hatta Atatürk bile geldi aklıma... Dedim ki Atatürk Atatürk olmadan Mustafa Kemal iken istila ediliyoruz yine acımadan karış karış satılıyoruz diye isyan bayrağını çekip çok değer verdiği görevinden istifa etmemiş miydi? Sayın ordu mensuplarıda ya bu olanları görmek istemedi kalpleri dayanamadı acı gerçeklere sırtlarını döndüler Türk halkına ya da aslında sonun başlangıcını yaşıyoruz .Belki de küllerimizden yine doğarız ne dersiniz...Nutuk atmak istemem ama Büyük Söylevde de yazdığı gibi ''muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.''
Gelgelelim işin aslı ne zamandır başladı ordunun istifaları bu duruma dur deyişleri bize birşeyler söylemeye çalışmaları.
Son dönemde gerçekleşen Genelkurmay Başkanı orgeneral Işık KOŞANER Çankaya Köşkündeki üçlü zirvenin ardından Genelkurmay Karargahında yaptığı değerlendirme toplantısının ardından istifa etmişti.Orgeneral Işık KOŞANER son dönemimizde istifa eden üçüncü genelkurmay başkanı oldu.Bu bilgiyi verme sebebim birazcık düşünmemiz sorgulamamız aslında.NEDEN??? Neden istifa etti Sayın Koşaner ve bu neyin başlangıcı oldu? Neye tepkiydi? Sayın KOŞANER'den sonra Kara Kuvvetleri Komutanı Erdal Ceylanoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit ve Hava Kuvvetleri Komutanı Hasan Aksay'ın da istifalarının haberlerini aldık.Neler oluyordu aslında ?
Aslında bunu yazmak pek içimden geçmiyordu fakat Ahmet ALTAN'ın bir yazısında'' ikitidar halkın eline geçiyor '' demişti Ergenekon ve Ordu başlıklı yazısında .Anlamadığım ne biliyor musunuz ya çok zengin olmak gerekiyor ya da çok fakir ve malesef eğitimsiz. İkisinide kötülemiyorum sakın ha yanlış anlamayın ben ne diyorum aslında biliyor musunuz halk çok zengin ve tekrar yineleyerek malesef çok fakir ve eğitimsiz halktan mı oluşuyor yani aş isteyene aş verip oyu almak basit eee bide parası finansı olan adamın cebindeki parayıda tutmak önemli bu da bir oy alma şekli. beni ilgilendirmez açıkcası oy planlamaları ben ordunun zamanında yanında olan kurum ve kuruluşların kişilerin orduyu şu son dönemde kötülemesine ve iyiden iyiye eleştirmesine taktım bu ordu hep bu orduydu ne değişti ben diyeyim ne değiştiğini zaman ve iktidar değişti dengeler değişti yani .
Sayın Başbakan'' iktidara geldiğimizde orduyu tasviye edeceğiz'' demişti ya sanırım bunu gerçekleştirmek için elinden geleni ardına koymamış.
gelin bakalım şimdi Ergenekon soruşturmasıyla uygunsuz bir şekilde gözaltına alınan ve yıllarını hatta hayatlarını vatana vermiş sayın askerlerimize:
Emekli orgeneral Hurşit Tolon
ADD Genel Başkanı Orgeneral Şener Eruygur
Emekli Tuğamiral İlker Güven
Emekli Albay Hasan Atilla Uğur
Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz
Emekli Tuğgeneral Veli Küçük
Emekli Kurmay Albay Mehmet Fikri Karadağ
Emekli Binbaşı Zekeriya Öztürk
Emekli Astsubay Oktay Yıldırım
Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin
Emekli Astsubay Mahmut Öztürk
Emekli Binbaşı Fikret Emek
Emekli Yüzbaşı Gazi Güder
Şimdi bu insanlar zamanında vatan seviyorlardı ama aslında sevmiyorlar mıymış ?Kimi kandırıyoruz ya yapmayın arkadaşlar yapmayın .Tek dayanağımızdan da şüphe ettirirlerse neye sırtımıza yaslayacağız neye güvenip geceleri rahat uyuyacağız.Yapmayın oyuna da gelmeyin gerçekten...
İstifalar neden mi dersiniz bence ATATÜRK gibi .sanırım bu gidişata dayanamadılar ordunun küçük düşürülmeye ve hiçbir hukuki ve vicdani gerekçelere uygun olmadan tutuklanan silah arkadaşlarının yanında olmak istediler .Sayın KOŞANER zaten veda konuşmasında çok güzel dile getirdi. "Şu anda 173‘ü muvazzaf, 77‘si emekli olmak üzere 250 general-amiral, subay, astsubay ve uzman jandarma çavuş, hürriyetlerinden yoksun olarak tutuklu bulunmaktadır. Tutuklamaların evrensel hukuk kaidelerine, hakka, adalete ve vicdani değerlere uygun olarak yapıldığını kabul etmek, bir çok hukukçunun da ifade ettiği gibi, mümkün değildir. Bu durum, bir çok defa yetkili makamlara iletilmesine, anlatılmasına ve takip edilmesine rağmen soruna yasal çerçevede bir çözüm bulunması mümkün olmamıştır. Haklarında henüz hiç bir kesin yargı kararı olmamasına rağmen tutuklu bulunan 14 general-amiral ile 58 albay, hürriyetlerinin tehdit edilmesinin yanı sıra mevcut yasalarımız gereğince bu yıl yapılacak Yüksek Askeri Şura‘da değerlendirmeye girme hakkını kaybetmiş ve peşinen cezalandırılmıştır. Soruşturma ve uzun süreli tutuklamaların bir amacının da TSK‘nın sürekli gündemde tutularak kamuoyunda bir suç teşkilatı olduğu izleniminin yaratılmaya çalışıldığı, bunu fırsat bilen yanlı medyanın da her türlü yalan haber, iftira ve suçlamalarla yüce ulusumuzu kendi silahlı kuvvetlerine karşı tavır almaya teşvik ettiği dikkatlerden kaçmamaktadır. Bu durumun önlenememesi ve yetkili makamlar nezdinde yapılan girişimlerin dikkate alınmaması Genelkurmay Başkanı olarak personelimin hak ve hukukunu koruma sorumluluğumu yerine getirmeme engel olduğundan, işgal ettiğim bu yüce makamda göreve devam etme imkanını ortadan kaldırmıştır. Şartlar ne olursa olsun TSK‘nın kahraman mensuplarının kutsal görevlerinde bundan önce olduğu gibi bundan sonra da üstün disiplin, cesaret ve fedakarlıkla başarıya ulaşacaklarına olan kesin inancımı bir kez daha güvenle ifade ederken, TSK‘nın tüm mensuplarına sağlık ve esenlikler dilerim".
Komutanım umarım gerçekten sağlıklı bir TSK kalır ve umarım aslında bu gemiyi terketmemişsinizdir.
BEGÜM DEMİRCİOĞLU
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)